"İşkembe ayıklamaktan, bulaşık yıkamaktan göz açamıyordum."
(Orhan Kemal)
"Daha ileride denizin yüzünü birdenbire allak bullak eden akıntıya benzer bir çırpıntı oluyor, bu çırpıntı göz açıp kapayıncaya kadar kesiliyor."
(Sait Faik Abasıyanık)
"Göz alabildiğine uzanan yeşil tepelerin, ruha ferahlık veren bir munis enginliği vardı."
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
"Kocakarı yöntemlerine inanmayı göz ardı ettiğini söyleyemezdim."
(Ayşe Kulin)
duygulanmak
"Gözden geçirmek. Gözden kaybolmak. Göz önünde. Gözü keskin."
"O sıralar Avrupa'da bir büyük piyano ustası gözleri kamaştırıyordu."
(Nadir Nadi)
"Öbürü göğsünden ağır yaralı iki erin geriye alınmalarına göz kulak oluyordu."
(Atilla İlhan)
"Akşam hazırlanmış sofrayı gözden geçirmek için odasından çıktı."
(Ayla Kutlu)